PDA

View Full Version : TCK'da Hukuka Aykırılık ve Yasal Savunma


admin
08-15-2007, 11:26 AM
Genel Olarak Hukuka Aykırılık Suç genel teorisi içinde, hukuka aykırılığın, suçun unsurlarından birisi olup olmadığı tartışmalıdır. Bir görüşe göre hukuka aykırılık, suçun unsurlarından birisi değil, niteliğidir[1]. Bu görüşe göre unsur, bir bütünün parçasıdır; bu parçalar birleştiğinde bütünü meydana getirir. Oysa hukuka aykırılık, bir bütün olan suçun parçalarından değildir: Sadece maddi ve manevi unsuru ile ortaya çıkan bu bütün hakkında, dışarıdan verilen değer hükmü, deyim yerindeyse onun niteliğidir. Başka bir görüşe göre ise hukuka aykırılık, suçun unsurlarından birisidir[2]. Çünkü suç, esasen parçalara bölünebilir nitelikte değildir. Ancak, mantıksal bir analiz bakımından, zihnen bölünerek incelenmesi yarar sağlamaktadır. Bu bakımdan, yokluğu suçun oluşumuna engel olabilecek zihni parçalardan birisi olan hukuka aykırılık da diğerleri gibi, suçun unsurlarından birisidir. Bu husustaki tartışma, kanuni unsur ya da tipe uygunlukta da yaşanmaktadır. İlk görüşten yana olanlar, tipe uygunluğu unsurlar arasında saymamaktadır. Bunlara göre tipiklik, suç hakkında verilecek değer hükmüne ilişkindir. İkinci görüşü ileri sürenlerse, hukuka aykırılık gibi, tipikliğin de, bulunmaması halinde suçun teşekkülünü engelleyen unsurlardan olduğunu kabul etmektedir.

Hukuka aykırılığı bağımsız bir unsur saymayanların bir kısmı, onu kusurluluk (manevi unsur) içerisinde değerlendirir. Bunlara göre suç, hukuka aykırı bir fiil ve kusurluluktur. Failin bilinci dışında meydana gelmiş bir fiilin hukuka aykırılığından söz edilemez. O halde hukuka aykırılık, manevi unsur içerisinde erimektedir[3]. Bu fikre karşı (bilhassa Kunter tarafından), “kusurluluk, fiil ile fail arasındaki psikolojik bağa ilişkindir; oysa hukuka aykırılık, fiil ve fail ile hukuk düzeni arasındaki bağdır” eleştirisi getirilmiştir[4]. Hukuka aykırılığı bağımsız unsur saymayanların bir bölümü, onu cezalandırılabilme şartı kabul eder. Bir bölümü ise maddi unsura dahil sayar.

Bu tartışmaların pratik önemi, hukuka aykırılığın kapsamı üzerindeki görüşlerle ortaya çıkmaktadır. Hukuka aykırılığı sadece şeklî olarak kabul edenler, değerlendirmenin sadece fiil ile kanun (bazılarına göre sadece ceza kanunu) arasında yapılacağını ileri sürmektedir. Bunlara göre, suç, bir kuralın ihlalinden ibarettir. Bu kuralı ise ancak kanun koyabilir[5]. Hukuka aykırılığın maddi nitelik taşıdığını kabul edenlerse şu açıklamayı yapmaktadır: “Hareket suç tipini ihlal edince, şekli hukuka aykırılık ortaya çıkmış olur. Ancak, normda belirlenmiş bulunan bu şekli hukuka aykırılığın bir de içeriği, iç bünyesi vardır ki, buna da maddi hukuka aykırılık ...”denir [6]. Maddi hukuka aykırılığı kabul edenler, bunun içeriği hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı, fiilin, tüm hukuk düzeni ile çelişmesi halinde hukuka aykırılık bulunduğunu kabul etmiş; başka bir bölümü, uygarlık kurallarına aykırılığı, bir bölümü insanlık kanunlarına ters düşmeyi, bir kısmı ise sosyal kurallara aykırılığı (antisosyalliği) aramıştır. Sorun şudur ki; hukuka aykırılık, sadece şekli olarak nitelendirildiğinde, ceza kanunu ya da genel olarak kanun dışında hukuka uygunluk sebebi kabul edilmemektedir. Zaten bu sonuçtan yola çıkan müellifler, hukuka aykırılığın bağımsız bir unsur olmadığını, diğer unsurlardan birisi içinde eridiğini ileri sürmüştür. Hukuka uygunluk sebeplerinin kanun ve bilhassa ceza kanunu dışında da bulunabileceğini kabul eden müelliflerse, şekli aykırılığın yanında maddi aykırılığın da bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Bunların büyük kısmı, bu sebepten dolayı hukuka aykırılığı bağımsız bir unsur olarak (“hukuka uygun olmama” şeklinde olumsuz bir unsur şeklinde) değerlendirmiştir.

Kanımca hukuka aykırılık hususunda değerlendirme yapabilmek için hukukun ve bilhassa ceza hukukunun amacı göz önünde bulundurulmalıdır. Bir başka yazıda belirttiğim gibi[7], işbölümü, insanın tabiata karşı mücadelesinde, onu değiştirip dönüştürmesinde, böylece özgürleşmesinde kullandığı en önemli araçtır. İş bölümünün hayata geçmesi ise insanların toplum halinde örgütlenerek yaşaması ile mümkün olmaktadır. Bu nedenle toplumsal zeka (ortak akıl), toplumsal gelişme imkanlarını sürekli olarak açık tutmanın, bunu engelleyen her türlü faktörle mücadele etmenin araçlarını üretip yaratmakla görevlidir. Bu amaçla bir çok kural koyar, bu kurallar vasıtasıyla, tüm toplumun uyum içinde yaşamasını, en üst seviyede iş bölümünün gerçekleşmesini sağlamaya çalışır. Toplumsal zekanın (ortak aklın) geliştirdiği kurallar çeşit çeşittir. Bunların bir kısmı nezaket kuralıdır; bir kısmı ahlâk kuralıdır; diğer bir bölümü ise gelenek-görenektir. Ancak toplumsal uyum, barış, huzur ve gelişme için daha önemli olan kurallar, hukuk kurallarıdır. Hukuk kuralları da diğerleri gibi, toplumsal zekanın, toplumsal gelişmeyi devam ettirebilmek için oluşturduğu normlardır. Toplumsal gelişme imkanlarını sürekli olarak açık tutabilmek için, bu gelişme ve uyumu engelleyen, yavaşlatan, durduran her türlü olgunun önlenmesi, önlenememişse, sonuçlarının bertaraf edilmesi zorunludur. İşte bu olgulardan en önemlileri, ceza hukukunun konusunu oluşturmaktadır. Bunlar o kadar önemli olgulardır ki, varlıkları toplumsal gelişme ve huzuru en ciddi şekilde etkilemektedir. Bu sebeple toplumsal zeka, bu olgularla ve onların failleriyle özel olarak ilgilenmeyi gerekli bulmuştur. İşte ceza hukukunun nihai amacı, insanlığın azami özerkliğe-özgürlüğe kavuşabilmesi için, toplumsal gelişme imkanlarını sürekli olarak açık tutabilmektir. Bu nihai amaca ulaşmak için, toplumsal gelişmeyi engelleyecek önemdeki olguları tespit edip, bu olgulardan doğan olumsuzlukları ortadan kaldırmak da görevleri ve hedefleri arasındadır. Ancak asıl ve nihai amaç, her bir bireyin tanımlanmış hak ve özgürlükler alanının, toplumsal gelişme neticesinde olabildiğince genişlemesini sağlamaktır.

Keza bir başka yazıda[8] belirttiğim üzere, suçun maddi unsuru içinde yer alan hareket, kanımca, toplumsal aklın koyduğu kurallara aykırılık teşkil eden insan davranışı; netice ise bu davranış sebebiyle ortaya çıkan gerginlik; toplumsal gelişme imkanlarındaki duraklama-gerilemedir. Ceza hukukunun amacı bu şekilde belirlenince, hukuka aykırılığa, sadece şeklî bir anlam yüklemek mümkün değildir. Madem ki amaç, insanca yaşamayı sağlamaktır ve madem ki bu amaçla toplumsal gelişme imkanları sürekli olarak korunmak zorundadır; o halde, önce, toplumsal barışı korumanın ortak kavramları belirlenmelidir. Daha doğrusu, hangi davranışların, toplumsal barışı bozduğu, insanlarda gerginlik ve endişeye yol açtığı, sükunete, huzur içinde yaşama ve çalışmaya, üretim güçlerini geliştirmeye engel teşkil ettiği doğru biçimde saptanmalıdır. Bunu tespit eden yazılı kurallar, ceza normlarını teşkil edecektir. Suç, onu oluşturan iki temel unsur olan, maddi ve manevi unsurun varlığıyla meydana gelmekle birlikte, ayrıca hukuka aykırı olmak zorundadır. Kanımca hukuka aykırılık suçun teşekkülünü sağlayan bir unsur değil; maddi ve manevi unsurlarla ortaya çıkan olgu hakkında verilen bir değer hükmüdür. Aynı kanunilik gibi, hukuka aykırılık da, mevcut olguyu, hukuk normları ile karşılaştırmayı gerektirmektedir. Kanunilik, mevcut olguyu ceza normu ile karşılaştırmayı; hukuka aykırılık ise tüm hukuk düzeni ile karşılaştırmayı zorunlu kılmaktadır.